Sürekli Halsizlik ve Yorgunluk Metabolik Jet Lag Belirtisi Olabilir!

Sağlıklı bir yaşam için çoğu kişi beslenme tercihleri ve tüketilen gıdaların içeriğine odaklanırken, uzmanlar yalnızca ne yediğimizin değil, ne zaman yediğimizin de büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Vücudun doğal işleyişini yöneten biyolojik saatin, beslenme düzeninden uyku kalitesine, bağışıklık sisteminden metabolizma hızına kadar pek çok süreci etkilediği belirtiliyor.

Acıbadem Life Danışmanı ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Baş, modern yaşam alışkanlıklarının bu hassas dengeyi bozabildiğini ifade ederek, özellikle geç saatlerde yemek yeme, düzensiz uyku ve uzun süre ekran karşısında kalma gibi davranışların metabolizma üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söylüyor.

Prof. Dr. Baş, vücudun doğal ritminin bozulmasının, uzun uçak yolculukları sonrasında yaşanan jet lag durumuna benzer şekilde metabolik bir uyumsuzluğa neden olabileceğini belirterek, “Bedenimizde açlık, uyku, hormon dengesi, tansiyon ve bağışıklık sistemi gibi birçok hayati fonksiyonu yöneten hassas bir biyolojik saat bulunuyor. Bu düzenin bozulması metabolik jet lag olarak adlandırılan tabloya yol açabiliyor. Bu nedenle yalnızca besin seçimi değil, yemek yeme, uyuma ve fiziksel aktivite saatleri de genel sağlık üzerinde belirleyici rol oynuyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Sağlıklı bir yaşamın temelinde biyolojik saatle uyumlu bir günlük düzenin yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Murat Baş, iç saatin doğru çalışabilmesi için gün içerisinde dikkat edilmesi gereken üç kritik zaman dilimine özellikle önem verilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Vücut Saatiniz Bozulduğunda Sadece Enerjiniz Değil, Sağlığınız da Tükeniyor!

Vücudumuz, milyarlarca yıllık evrimle şekillenmiş hassas bir biyolojik saate sahip. Bu saat yalnızca uyku ve uyanıklığı değil; açlık, tokluk, kan şekeri, tansiyon, bağışıklık sistemi ve hatta ruh halimizi bile belirli saatlere göre düzenliyor. Beyindeki “süprakiyazmatik çekirdek” adı verilen küçük bir bölgenin bu saatin merkezi olarak görev yaptığını belirten Prof. Dr. Murat Baş, “Ancak karaciğer, bağırsak, pankreas ve yağ dokusu gibi organların her birinin de kendi iç ritmi vardır. Tüm bu saatler birbiriyle ve dış dünyayla uyum içinde çalıştığında beden sağlıklı işler. Peki ya bu uyum bozulursa? Uçakla uzun mesafe kat etmenin yarattığı şaşkınlık hepimize tanıdıktır; beden sabah olduğunu söylerken çevre gece ya da tam tersini anlatır. Araştırmacılar benzer bir bozukluğun, uçağa binmeden de sürekli yaşanabildiğini gösteriyor. Gece vardiyasında çalışmak, geç saatlere kadar ekrana bakmak, öğün atlayıp gece yemek yemek veya her gün farklı saatlerde uyumak gibi etkenler biyolojik saatimizi aynı şekilde alt üst ediyor. Bu duruma bilim insanları “metabolik jet lag” adını veriyor” diyor.

Sadece Yorgunluk Değil: Uzun Vadeli Sağlık Riskleri

Araştırmalar, “metabolik jet lag”ın basit bir yorgunluktan çok daha derin izler bıraktığını ortaya koyuyor. Vücudun ritmi bozulduğunda kan şekerini düzenleyen mekanizmaların da sekteye uğradığını ifade eden Prof. Dr. Murat Baş, “İnsülin hassasiyeti azalıyor, pankreas gereğinden fazla çalışmak zorunda kalıyor ve zamanla tip 2 diyabet riski belirgin biçimde yükseliyor. Gece vardiyasında çalışan bireylerde bu risk özellikle yüksek saptanmış” ifadelerini kullanıyor.

Kalp Krizi, Felç, Ritim Bozukluğu… 

Kalp sağlığı açısından da tablonun endişe verdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Sağlıklı bir bireyde tansiyon geceleri düşer, sabah ise kontrollü biçimde yükselir. Biyolojik saat bozukluğu bu koruyucu ritmi ortadan kaldırıyor; kalp krizi, felç ve ritim bozukluğu risklerini artırıyor. Araştırmalar ayrıca kronik ritim bozukluğunun karaciğerde yağ birikimine, kötü kolesterol (LDL) düzeyinin yükselmesine ve bağışıklık sisteminin kronik düşük dereceli bir iltihap içinde kalmasına yol açtığını gösteriyor. Uzun dönemde bu tablo metabolik sendrom olarak bilinen obezite, yüksek tansiyon, yüksek şeker ve bozuk kolesterol birlikteliğine dönüşebilir” diyor.

Mikrobiyotanın Da Bir Saati Var!

Kronik ritim bozukluğunun dikkat, hafıza ve zihinsel esnekliği olumsuz etkilemesinin yanı sıra depresyon ve kaygı bozukluğu riskini de artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Murat Baş ayrıca bağırsak mikrobiyotasının da günlük bir ritme sahip olduğunu ve bu ritmin bozulmasının sindirim sorunlarına, bağırsak geçirgenliğinin artmasına ve sistemik iltihaplanmaya kapı araladığına dikkat çekiyor.

Bu 3’ünün Zamanlamasına Dikkat!

Biyolojik saatin yeniden düzenlenebileceğini belirten Prof. Dr. Murat Baş, “Üstelik bunun için ilaç gerekmiyor; esas mesele, günlük alışkanlıkları biyolojik ritimle uyumlu hale getirmek” diyerek 3 basit ama önemli maddeyi sıralıyor;

  1. Doğal ışığı kaçırmayın: Biyolojik saatin en güçlü “kurgulayıcısı” sabah alınan doğal ışık. Uyandıktan sonra birkaç dakikanızı gün ışığında geçirin ve saatinizi öncelikle sıfırlayın. Buna karşılık gece mavi ışık kaynaklarına (yani telefon, tablet ve bilgisayar ekranları) maruz kalmak saati geri itiyor ve uykuya dalmayı güçleştiriyor. Çalışmalar, yatmadan en az bir saat önce ekranlardan uzaklaşmayı öneriyor.
  2. Öğün zamanlaması: Yemekleri düzenli saatlerde ve mümkünse gündüz yemek, bağırsak ve karaciğer gibi organların kendi iç saatlerini korumalarına yardımcı oluyor. Prof. Dr. Murat Baş, tüm yemeklerin 10-12 saatlik bir pencereye sıkıştırıldığı “zaman kısıtlı beslenme” yaklaşımının kan şekeri, vücut ağırlığı ve iltihaplanma belirteçleri üzerinde belirgin iyileşmeler sağladığı ifade ediyor.
  3. Hareket ve Uyku saati: Yapılan çalışmalar öğleden sonra yapılan fiziksel aktivitenin metabolik açıdan sabah sporuna kıyasla daha avantajlı olabileceğine işaret ettiğini belirten Acıbadem Life Danışmanı, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Baş, “Düzenli uyku saatleri ise tüm bu faktörlerin üzerinde, biyolojik saati ayakta tutan temel taş olmaya devam ediyor. Ama egzersiz konusunda yaşam tarzınıza uyan saati seçmeniz en doğrusu olabilir” diyor.

Bilimin artık sadece ne yediğimizin değil, ne zaman yediğimizin, uyuduğumuzun ve hareket ettiğimizin de bir o kadar önemli olduğunu söylediğini ifade eden Prof. Dr. Murat Baş, “Araştırmacılar, vücut saatiyle uyumlu yaşamanın metabolik hastalıkları önlemede en güçlü ve en erişilebilir araçlardan biri olduğu sonucuna varıyor” ifadelerini kullanıyor.