Kötü Ağız Bakımı Baş-Boyun Kanseri Riskini Artırıyor!

Baş-boyun kanserlerinin ortaya çıkmasında tütün kullanımı ve HPV enfeksiyonu gibi bilinen risk faktörlerinin yanı sıra ağız ve diş sağlığının da önemli bir yeri bulunuyor. Yetersiz ağız hijyeni, uzun süreli tahriş ve bakımsız dişler baş-boyun bölgesindeki kanser riskini etkileyebilen faktörler arasında değerlendirilirken, düzenli ağız bakımı ve diş hekimi kontrolleri korunmada önemli bir rol üstleniyor.

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 900–950 bin kişide baş-boyun kanseri görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi KBB Uzmanı Prof. Dr. Emre Üstündağ, riskin azaltılmasında yaşam tarzı alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Üstündağ, özellikle sigara ve diğer tütün ürünlerinden uzak durulması, ağız ve diş bakımının düzenli yapılması ve rutin diş hekimi kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor.

Baş-boyun kanserlerinin önemli bir bölümünün ağız, boğaz ve gırtlak gibi bölgelerin iç yüzeyini oluşturan hücrelerden geliştiğini ifade eden Prof. Dr. Emre Üstündağ, tütün kullanımının miktarı ve süresi arttıkça riskin de yükseldiğine dikkat çekiyor. Bunun yanında HPV-16 tipi, özellikle bademcikler ve dil kökünü içine alan orofarenks kanserleriyle yakından ilişkilendiriliyor.

Baş-boyun kanseri açısından daha dikkatli olması gereken gruplar arasında uzun yıllar sigara kullananlar, HPV enfeksiyonu bulunanlar, daha önce baş-boyun kanseri tedavisi görmüş kişiler ve 40 yaş üzerindeki bireyler bulunuyor. Hastalık daha çok 50 yaş sonrasında görülse de HPV ile ilişkili orofarenks kanserlerinin genç yaş grubunda da ortaya çıkabildiği belirtiliyor.

Uzmanlar, baş-boyun kanserlerinden korunmada tütün ürünlerinden uzak durmanın yanı sıra ağız ve diş hijyenine düzenli olarak özen gösterilmesini, diş hekimi kontrollerinin aksatılmamasını ve şüpheli belirtilerin ihmal edilmemesini öneriyor. Risk faktörlerinin azaltılması ve erken değerlendirme, hastalığın önlenmesi ve erken dönemde fark edilmesi açısından önem taşıyor.

Korunmada tütün kullanımı ve ağız sağlığına dikkat

Baş-boyun kanserlerine karşı alınabilecek en önemli önlemlerden birinin tütün ürünlerinden uzak durmak olduğunun altını çizen Üstündağ, “Sigara, pipo, puro ve dumansız tütün ürünleri özellikle ağız boşluğu, gırtlak ve yutak kanserleriyle güçlü bir ilişkiye sahip. Kullanım süresi ve miktarı arttıkça risk yükselirken, sigaranın bırakılması bu olasılığın zaman içinde belirgin şekilde azalmasını sağlıyor. Ağız hijyeni ve diş sağlığı da korunmada önem taşıyor. Kötü ağız hijyeni, kronik tahriş ve bakımsız dişler bazı ağız kanserleriyle ilişkilendirildiği için düzenli diş hekimi kontrolleri, iyi ağız bakımı ve uygun protez kullanımı koruyucu önlemler arasında yer alıyor” dedi.

Belirtiler iki–üç haftadan uzun sürüyorsa dikkat

Baş-boyun kanserlerinin farklı bölgelerde çeşitli belirtilerle ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Üstündağ, “Ağız içinde iyileşmeyen yara, beyaz veya kırmızı plaklar, dilde ya da ağız tabanında sertlik ve kitle, yutma güçlüğü, ağrılı yutkunma, boğazda takılma hissi ve uzun süren ses kısıklığı erken belirtiler arasında yer alabilir. Boyunda ağrısız, giderek büyüyen veya antibiyotik tedavisine rağmen geçmeyen bir kitle, tek taraflı burun tıkanıklığı, tekrarlayan burun kanaması, yüzde uyuşma ya da şişlik de göz ardı edilmemeli. Erişkinlerde kulak muayenesinde herhangi bir sorun görülmediği hâlde devam eden, nedeni açıklanamayan tek taraflı kulak ağrısı da önemsenmeli. Bu belirtilerden herhangi biri iki–üç haftadan uzun sürüyorsa bir KBB uzmanına başvurulmalı” dedi.

Görüntüleme yöntemleri tedaviye yön veriyor

Baş-boyun kanserlerinde erken ve doğru tanının, en uygun tedavinin planlanması açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekleyen Üstündağ, “Bilgisayarlı tomografi tümörün boyutunu, çevre dokulara yayılımını ve kemik tutulumunu; manyetik rezonans ise dil, ağız tabanı, nazofarenks ve kafa tabanı gibi yumuşak dokuları ayrıntılı biçimde gösteriyor. PET-BT gizli lenf nodu ve uzak metastazların araştırılmasında, ultrasonografi ise lenf bezlerinin değerlendirilmesi ve biyopsiye rehberlik edilmesinde kullanılıyor. Kesin tanı için şüpheli dokudan örnek alınması gerekiyor. Lezyonun bulunduğu bölgeye göre endoskopik, ince iğne aspirasyon veya daha büyük doku örneği alınmasını sağlayan ‘tru-cut’ biyopsi uygulanabiliyor. Henüz her merkezde rutin olarak kullanılmasa da özellikle patoloji ve görüntüleme alanlarında hızla gelişen yapay zekâ sayesinde dijital ortama aktarılan doku örnekleri daha ayrıntılı değerlendirilebiliyor. Bu teknolojinin gelecekte tümörün özelliklerinin ve saldırganlık potansiyelinin belirlenmesine katkı sağlaması bekleniyor” bilgilerini verdi.