Kanser Hücreleri Adeta Fotokopi Makinesi Gibi Çoğalıyor!
Kanser söz konusu olduğunda belirsizlikler ve kaygılar artabiliyor. Ancak hastalığın nasıl geliştiğini ve tedavilerin hangi mantıkla uygulandığını bilmek, sürecin daha iyi anlaşılmasına yardımcı oluyor. 1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında normal hücrelerle kanserli hücreler arasındaki farklara değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Necdet Üskent, normal hücrelerin yalnızca gerekli sinyaller geldiğinde çoğaldığını, kanser hücrelerinin ise bu kontrol mekanizmasından bağımsız şekilde çoğalmaya devam ettiğini belirtiyor. Üskent, kanser hücrelerinin çoğalma biçimini “fotokopi makinesi” benzetmesiyle açıklayarak, akıllı ilaçların bu kontrolsüz çoğalan hücrelere programlı hücre ölümünü hatırlatan bir etki gösterdiğini ifade ediyor. 🧬
Normalde yara iyileşmesi gibi durumlarda hücreler hasarlı dokuyu onarmak için çoğalır ve süreç tamamlandığında bu çoğalma durur. Ancak kanserli hücrelerde bu durmayı sağlayan programlı hücre ölümü mekanizması devre dışı kalıyor. Prof. Dr. Üskent, yeni geliştirilen tedavilerin bu mekanizmayı yeniden harekete geçirme prensibiyle çalıştığını vurguluyor. Bazı akıllı ilaçların doğrudan tümöre değil, tümörü besleyen damarları hedef alarak kanser hücrelerini adeta aç bıraktığını ve bu sayede yok olmalarını sağladığını belirtiyor.
Akıllı ilaçların en önemli avantajlarından birinin hedefe yönelik etkileri olduğuna dikkat çeken Üskent, bu tedavilerin büyük ölçüde yalnızca tümör dokusunu etkileyerek sağlıklı hücrelerin korunmasına yardımcı olduğunu ifade ediyor. Geleneksel kemoterapide ise saç, tırnak ve kemik iliği gibi hızlı çoğalan sağlıklı hücrelerin de tedaviden etkilenebildiğini, bu nedenle yan etkilerin daha belirgin olabildiğini dile getiriyor. Bu gelişmeler, kanser tedavisinde daha hassas ve kişiye özel yaklaşımların önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Ülkeler arası genetik farklılıklar başarı oranını yüzde 30’a kadar çıkarabiliyor
Akıllı ilaçların kemoterapiye kıyasla daha düşük yan etki gösterdiğini de vurgulayan Üskent, “Ameliyat ve kemoterapi gereksinimini azaltabilen akıllı ilaçlardan, akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 10 ila 15’inde fayda sağlanabiliyor. Bu oran genetik farklılıklar nedeniyle Filipin, Çin ve Japonya gibi ülkelerde yüzde 25-30 seviyelerine çıkabiliyor. Özellikle hiç sigara kullanmamış kadın hastalarda başarı oranı yüzde 50-60’lara ulaşılabiliyor. Akıllı ilaç tedavisi için erken evre şartı olduğu düşünülse de aslında bu tedaviyi kanserin yayılım gösterdiği durumlarda daha sık tercih ediyoruz” dedi.
Pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen mutasyona yönelik yeni ilaçlar geliştiriliyor
Akıllı ilaçların yeni bir gelişme olarak görülse de geçmişinin 2000’li yılların başına dayandığını açıklayan Üskent, “2003’lerde lösemide sadece transplantasyon ile ömür uzatılabilirken hastalığa neden olan yapısal bozukluk tespit edildi ve buna yönelik geliştirilen tedaviyle hastalar tamamen iyileşti. Kan kanserinde yaşanan gelişme akıllı ilaçların temelini oluşturdu. Daha sonra bu yaklaşım diğer kanser türlerine de taşındı ve 2007’de akciğer kanserinde EGFR mutasyonuna karşı geliştirilen tablet ilaçla kemoterapiye gerek kalmadan tümörlerde gerileme görüldü. Akıllı ilaç tedavisinin uygunluğu kanser türüne değil mutasyonun türüne göre belirlenir. Uygun hastalarda bu ilaçlar tümörü tamamen yok edebilir ve ameliyata gerek kalmayabilir. Aynı mutasyon görüldüğünde tümör hangi organda olursa olsun benzer başarı elde edilir ve hastanın bu tedavilere uygun olup olmadığı kısa sürede sonuçlanan genetik testlerle anlaşılabilir. Bugün tüm mutasyonlara karşı ilaç bulunmuş olmasa da çalışmalar hızla sürüyor. Örneğin pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen bir mutasyona yönelik yeni ilaçlar üzerinde çalışılıyor” dedi.
