Hekim Ortamında Tansiyon Değerleri Yükselmiş Görünebilir!
Kalp ve damar sağlığının değerlendirilmesinde tansiyon, kolesterol ve kan şekeri ölçümleri birlikte ele alınıyor. Bu göstergeler arasında özellikle yüksek tansiyonun hayati riskler taşıdığına dikkat çeken Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, hipertansiyonun damarlar üzerinde ani ve güçlü bir basınç oluşturduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Koylan, “Bu basınç; beyin kanaması, kalp krizi ya da aort yırtılması gibi yaşamı tehdit eden tablolara yol açabilir. ‘Sessiz katil’ olarak tanımlanan hipertansiyon, çoğu zaman belirti vermese bile tek bir yüksek ölçüm dahi acil tıbbi değerlendirme gerektirir” uyarısında bulunuyor.
Kan basıncının stres, heyecan ya da fiziksel aktivite gibi etkenlerle geçici olarak yükselip düşebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Koylan, bu nedenle hipertansiyon tanısının tek bir ölçüme dayanarak konulamayacağını ifade ediyor. “Farklı zamanlarda yapılan ölçümler son derece önemlidir” diyen Koylan, hastane ortamında strese bağlı olarak yüksek çıkan tansiyon değerlerinin “beyaz önlük hipertansiyonu”, muayenede normal saptanmasına rağmen evde yüksek seyreden değerlerin ise “maskeli hipertansiyon” olarak adlandırıldığını belirtiyor.
Ev ortamında yapılan ölçümlerin, kişinin günlük yaşam koşullarını daha gerçekçi yansıttığını dile getiren Prof. Dr. Koylan, tanı ve takip sürecinde bu ölçümlerin önemli bir yere sahip olduğunu söylüyor. Şüpheli durumlarda ise tüm tansiyon değerlerinin hekim tarafından birlikte değerlendirilmesinin en doğru yaklaşım olduğunu vurguluyor.
Ateroskleroz Kalp Krizi İçin Ciddi Bir Tehdit Oluşturuyor!
Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, hem sistolik (büyük) hem de diyastolik (küçük) tansiyon değerlerinin kalp-damar sağlığını değerlendirmede kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor. Büyük tansiyonun, kalbin kasılarak kanı damarlara gönderdiği anda damar duvarlarına uygulanan basıncı; küçük tansiyonun ise kalbin gevşeme evresinde damarlarda kalan basıncı gösterdiğini belirten Koylan, damar sertliği arttıkça damarların esnekliğini yitirdiğine dikkat çekiyor.
Damarların sertleşmesi, kalpten pompalanan kanın karşılanmasını zorlaştırarak özellikle büyük tansiyonun yükselmesine ve kalbin daha yoğun çalışmasına yol açıyor. Bu artan yük, özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerde kalp krizi ve felç riskini belirgin şekilde yükseltiyor. Genç yaş grubunda ise çoğunlukla küçük tansiyon yüksekliği ön plana çıkıyor. Bu nedenle tansiyon değerlendirmesinde tek bir ölçüm ya da tek bir değere odaklanmak yerine, bireyin yaşı ve genel sağlık durumu ile birlikte bütüncül bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Genetik yatkınlığın olumsuz etkileri doğru yaşam alışkanlıklarıyla azaltılabilir!
Genetik eğilimlerin tansiyon, kolesterol ve kan şekeri gibi metabolik değerler üzerinde etkili olabildiğini ifade eden Koylan, bu durumun hastalığın mutlaka gelişeceği anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Koylan’a göre; dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve stresin doğru yönetimi, bu değerlerin kontrol altına alınmasında belirleyici rol oynuyor ve tedavinin temel taşlarını oluşturuyor. Özellikle sınırda seyreden değerleri olan pek çok kişide, yaşam tarzında yapılacak bilinçli değişiklikler sayesinde ilaç kullanımına gerek kalmayabiliyor ya da ilaç ihtiyacı uzun süre ertelenebiliyor. Tedavide ilaç kullanımı zorunlu olan bireylerde dahi sağlıklı yaşam alışkanlıkları, tedavinin etkinliğini artırarak daha düşük dozlarla kontrol sağlanmasına katkı sunuyor ve hastalığın gidişatını olumlu yönde etkiliyor. Bu nedenle, risk yönetiminde yalnızca genetik faktörler değil, günlük yaşam tercihleri de en az genetik kadar belirleyici kabul ediliyor.
