Genç Kadınlarda Rahim Ağzı Kanseri Riskine Dikkat!
1-31 Ocak, Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı Olarak Anılıyor!
Rahim ağzı kanseri, dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanser olarak ilk sırada yer alırken, ülkemizde jinekolojik kanserler arasında 3. sırada görülmektedir. Ancak, 45 yaş altındaki genç kadınlar göz önüne alındığında, rahim ağzı kanseri ülkemizde jinekolojik kanserler arasında 1. sıraya yükselmektedir. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 662 bin, ülkemizde ise 2.500’den fazla kadın, Human Papilloma Virüsü (HPV) nedeniyle rahim ağzı kanserine yakalanmaktadır.
Rahim ağzı kanserinin ortalama görülme yaşı 50 olsa da bu kanser genç kadınları da tehdit etmektedir. Dünya çapında her yıl 35 yaş altı yaklaşık 54 bin, ülkemizde ise 180 kadın rahim ağzı kanseri teşhisi almaktadır. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, bu yüzden herhangi bir yakınma olmasa dahi tarama programlarına erken yaşlarda başlanmasının büyük önem taşıdığını vurgulamakta ve şöyle demektedir: “Rahim ağzı kanseri taramasının yapıldığı Pap Smear testine 21 yaşından itibaren ve HPV testine 30 yaşından itibaren başlanmak hayat kurtarmaktadır. Tarama testleri sayesinde rahim ağzı kanserleri erken evrelerinde, hatta henüz hücresel değişimlerin olduğu dönemde, yani kanser gelişmeden yüzde 95 oranında yakalanabilmektedir.”
Bu Belirtileri Göz Ardı Etmeyin!
Rahim ağzındaki kanser öncesi lezyonlar genellikle herhangi bir belirti vermez. Belirtiler, kanserin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkmaya başlar. En yaygın belirtiler arasında ara kanamalar, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında lekelenme ya da kanama yer alır. Hastalık ilerledikçe, tümörün büyümesi ve enfeksiyonlara bağlı olarak, kötü kokulu akıntı, kasıklarda veya belde ağrı ve bacaklarda şişme gibi ek belirtiler görülebilir. Ayrıca, tümörün etkilediği bölgelere bağlı olarak idrarda kanama, rektal kanama ve kabızlık gibi şikayetler de gelişebilir.
Her 10 Kadından 8’inde HPV Enfeksiyonu Tespit Ediliyor!
Yapılan çalışmalar, her 10 kadından 8’inin yaşamları boyunca en az bir kez Human Papilloma Virüsü (HPV) ile enfekte olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bağışıklık sistemi, HPV enfeksiyonunu hastaların yüzde 90’ında 2-3 yıl içinde temizler. Fakat, hastaların yüzde 10’luk bir kısmında bu virüs kalıcı hale gelir. Acıbadem Altunizade Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, risk altındaki hastaların yakından izlenmesinin, kanser öncesi lezyonların erken dönemde tespit edilmesi ve tedavi edilmesi açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Erkanlı, “Anormal hücre varlığı, kanser öncüsü lezyonların gelişme olasılığının arttığını gösterir. Ancak, her HPV enfeksiyonu kansere yol açmaz, bu yüzden hemen paniğe kapılmamak gerekir. HPV testinin pozitif çıkması, hastanın mutlaka rahim ağzı kanserine yakalandığı anlamına gelmez. HPV testi pozitif olduğunda, enfekte olunan virüs tipi ve Pap Smear testinin sonuçlarına göre biyopsi yapılması veya hastanın düzenli olarak izlenmesi gerekebilir” şeklinde açıklama yapmaktadır.
HPV’ye Karşı En Güçlü Adım: Aşı Olun!
Rahim ağzı kanserlerinin yüzde 99’u, Onkojenik Human Papilloma Virüsleri (HPV) nedeniyle gelişmektedir. Acıbadem Altunizade Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, HPV aşılarının rahim ağzı kanserine karşı en etkili korunma yöntemi olduğunu vurgulayarak, “Rahim ağzı kanserine yol açan yaklaşık 14 onkolojik HPV tipi bulunmaktadır. Bu virüslerden biriyle karşılaşan bir kişi, HPV aşısı sayesinde rahim ağzı kanserine karşı yüzde 90 oranında korunabilir. HPV aşısının 11-12 yaşlarında yapılması önerilmektedir. Ancak 13-26 yaş arasında da aşı uygulanabilir. 26 yaşından sonra ise, özellikle 45 yaşına kadar olan kadınlarda belirli durumlarda aşı yapılabilmektedir. Aşı, HPV bulaşmadan önce daha güçlü etki sağlamakla birlikte, bu enfeksiyon geçtikten sonra da aşıda yer alan diğer HPV tiplerine karşı koruma sunarak fayda sağlamaktadır” açıklamasını yapmaktadır.
Bu Testi 3 Yılda Bir Mutlaka Yaptırın!
Aşılar, rahim ağzı kanserine yakalanma riskini büyük ölçüde azaltmakla birlikte, tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, aşı sonrasında da düzenli rahim ağzı kanseri taramaları yaptırmak son derece önemlidir. Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek hücresel değişimleri erken dönemde tespit edebilen PAP Smear testine 21 yaşında başlanmalı ve 65 yaşına kadar her 3 yılda bir tekrarlanmalıdır. 30 yaşından sonra ise Human Papilloma Virüsü (HPV) testi ile tarama yapılması önerilmektedir. HPV testi, PAP Smear testi ile birlikte uygulanabilir. Acıbadem Altunizade Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, HPV tabanlı testlerle yapılan taramaların daha başarılı sonuçlar verdiğini belirterek, “PAP Smear testi kanser öncesi lezyonları yüzde 55 oranında tespit edebiliyorken, HPV testi bu lezyonların yüzde 95’ini saptayabilmektedir. HPV testi normal çıktığında, bir sonraki testin 5 yılda bir yapılması önerilir. Ancak riskli durumlarda veya test sonuçları risk taşıyorsa, her iki testin aralıkları kısaltılabilir” açıklamasını yapmıştır.
Erken Evre Rahim Ağzı Kanseri Cerrahi Müdahale ile Tedavi Edilebilir!
Tarama testleriyle tespit edilen anormallikler sonucunda rahim ağzı daha ayrıntılı bir şekilde incelenerek kolposkopi yöntemiyle biyopsi yapılır. Bu biyopsiler, kansere dönüşme riski taşıyan hücre değişiklikleri ve kanser öncesi lezyonları saptamaya olanak tanır. Bu aşamada, rahim ağzının anormal katmanları alındığında, lezyonlar büyük oranda tedavi edilebilir. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, erken evrelerde yakalanan rahim ağzı kanserinin cerrahi tedaviyle büyük oranda başarı sağlanabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle genç yaşta olup çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için üremeyi koruyucu cerrahi yöntemler mevcut. Bu hastalarda, rahim alınmadan yalnızca rahim ağzı alınarak ve gerekirse karın içindeki lenf bezleri de çıkarılarak rahim ağzı kanseri başarıyla tedavi edilebilmektedir. Prof. Dr. Erkanlı, hastalık erken evrelerde yakalandığında tedavi şansının yüzde 95’in üzerine çıktığını belirtiyor. Ancak daha ileri evrelerde tedavi, radyoterapi ve kemoterapi ile uygulanabiliyor.
