Bel ve Bacak Ağrılarınız Artıyorsa Göz Ardı Etmeyin!
Modern yaşamın getirdiği hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Bu sorunlardan biri de sinsice ilerleyen omurga kanalı darlığı, tıbbi adıyla lomber dar kanal. Genellikle 50 yaş ve sonrasında ortaya çıkan bu rahatsızlık, son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının artmasıyla birlikte daha genç yaş gruplarında da görülmeye başlandı.
Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, omurga kanalı darlığına dair önemli uyarılarda bulunarak, hastalığın belirtileri ve tedavisine ilişkin bilinmesi gerekenleri paylaştı. Prof. Dr. Çavuşoğlu, “Hastalığın ilerlemesiyle birlikte kişinin ağrısız yürüyebildiği süre giderek azalır. Eğer bel ve bacak ağrılarınız sıklaştıysa ve istirahatle geçmiyorsa mutlaka bir beyin ve sinir cerrahına başvurmanız gerekir. Erken teşhis, sinir kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.
Toplumda farkındalığın düşük olması, bu rahatsızlığın tanı ve tedavisinde önemli gecikmelere yol açabiliyor. Özellikle sokakta yürürken sık sık durup dinlenme ihtiyacı hisseden, ağrı nedeniyle sık molalar veren kişilerin yaşadığı bu tablo, çoğu zaman omurga kanalı darlığına işaret ediyor. Prof. Dr. Çavuşoğlu, bu durumu şu sözlerle özetliyor:
“Sokakta yürürken yol kenarında durup, bel ve bacaklarındaki ağrıların hafiflemesini bekleyen pek çok kişiye rastlamışızdır. Bu durumun arka planında genellikle ‘lomber dar kanal’ olarak bilinen omurga kanalı darlığı yer almaktadır.
Lomber dar kanal, omurganın içindeki omurilik ve bacaklara giden sinirlerin bulunduğu kanalın, zamanla kemik ve bağ dokularının kireçlenmesiyle daralması sonucu ortaya çıkar. Bu daralma, sinirlere baskı yaparak belde başlayan ve tek ya da çift taraflı bacak ağrılarına neden olur. Hastalık doğuştan gelen anatomik özellikler sonucu gelişebileceği gibi, yaşlanmayla da ortaya çıkabilir.
Eskiden sadece ileri yaş grubunda görülen bu rahatsızlık, günümüzde hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle artık genç bireylerde de teşhis edilebilmektedir. Bu nedenle bel ve bacak ağrılarını hafife almamak ve gerekli kontrolleri yaptırmak büyük önem taşıyor.
Hatalı Yaşam Alışkanlıkları Sağlığı Tehdit Ediyor!
Omurga kanalının daralması, genellikle yaşa bağlı olarak gelişen kireçlenme ve dejeneratif değişimlerin bir sonucu olarak ortaya çıksa da, yaşam tarzı faktörleri de bu sorunun gelişiminde önemli bir rol oynuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, özellikle pandemi sonrası yaygınlaşan hareketsiz yaşam biçiminin bel kaslarını zayıflattığını ve omurgaya binen yükü artırdığını vurguluyor.
Prof. Dr. Çavuşoğlu, “Pandemi süreciyle birlikte uzun süreli oturma ve fiziksel aktivite eksikliği, bel ve karın kaslarının güçsüzleşmesine neden oldu. Bu da omurgaya binen yükü artırarak omurga kanalı darlığının daha sık görülmesine yol açtı” diyor.
Ayrıca fazla kilo, ağır yük kaldırma ve ani, yanlış hareketler gibi omurgayı zorlayan etkenlerin, zaman içinde fıtık oluşmasa bile bel eklemlerinde ve bağ dokularında kalınlaşma ile kireçlenmeye neden olduğunu belirten Prof. Dr. Çavuşoğlu, bu durumun sinirlerin geçtiği kanalda baskıya yol açtığını ifade ediyor.
Dikkat! Hastalık Bu Belirtilerle Ortaya Çıkıyor!
Omurga kanalı darlığı, genellikle aralıklı topallama şikâyetiyle kendini belli ediyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, hastaların özellikle uzun mesafe yürüdükten sonra bacaklarında karıncalanma ve ağrı hissettiğini, zamanla da ağrısız yürüme süresinin kısaldığını ifade ediyor.
Prof. Dr. Çavuşoğlu, bu belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulunuyor:
“Eğer ağrılar sıklaşıyor ve yatak istirahatiyle geçmiyorsa, vakit kaybetmeden bir beyin ve sinir cerrahına başvurulmalı. Çünkü kanal darlığı yaşla birlikte ilerleyebilir ve tabloya bel fıtıkları da eklenebilir. Bu iki durum birleştiğinde şikâyetler artar ve cerrahi müdahale daha erken gündeme gelebilir.”
Bel ağrısıyla başlayıp tek ya da çift taraflı bacak ağrısına dönüşen bu rahatsızlıkta, erken teşhis sayesinde hastalar sağlıklı bir şekilde günlük yaşantılarına daha hızlı dönebiliyor. Bu nedenle belirtilerin farkına varmak ve zamanında doktora başvurmak büyük önem taşıyor.
Zamanında Müdahale Olmazsa Ciddi Sonuçlar Doğurabilir!
Omurga kanalı darlığında tanı ve tedavide yaşanan gecikmeler, yalnızca ağrıya değil, bacakta uyuşma, kuvvet kaybı ve hastalığın ilerlemesiyle birlikte felç gibi ciddi nörolojik sorunlara da neden olabiliyor. Hatta ileri vakalarda idrar ve dışkı kontrolünün kaybı gibi yaşam kalitesini derinden etkileyen sonuçlar ortaya çıkabiliyor.
Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, bu noktada beyin cerrahlarının en önemli görevlerinden birinin sinir kaybı gelişmeden müdahale etmek olduğunu vurguluyor. Tanı sürecinin, hastanın detaylı öyküsünün alınması ve fiziki muayene ile başladığını belirten Prof. Dr. Çavuşoğlu, ardından gerekli görüntüleme tekniklerinin devreye girdiğini ifade ediyor.
Özellikle bel bölgesinde yaygın olmakla birlikte, sırt ve boyun bölgelerinde de görülebilen bu hastalığın tanısında MR (Manyetik Rezonans Görüntüleme) yönteminin altın standart olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çavuşoğlu, “Eğer ağrının kaynağı gerçekten lomber kanal darlığı ise, cerrahi tedavi gündeme gelir. Bu cerrahinin temel amacı, sinirlerin geçtiği alanı genişleterek üzerlerindeki baskıyı ortadan kaldırmaktır” diyor.
Geleneksel Yöntemlerin Yerini Mikrocerrahi Alıyor!
Tıp ve teknolojideki gelişmeler sayesinde artık omurga kanal darlığı gibi ciddi rahatsızlıkların tedavisinde daha az invaziv yöntemler tercih ediliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halit Çavuşoğlu, bu gelişmelerin hastalara büyük avantajlar sunduğunu belirterek, “Günümüzde ağır ameliyatlar yerine, dokuya minimum zarar veren mikrocerrahi teknikleri ile çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz” diyor.
Minimal invaziv cerrahi olarak adlandırılan bu yöntemle yapılan lomber dar kanal ameliyatlarının hastalar açısından çok daha konforlu geçtiğini belirten Prof. Dr. Çavuşoğlu, özellikle kanamanın az olması, hızlı iyileşme süreci ve hastanın kısa sürede günlük yaşamına dönebilmesi gibi avantajları nedeniyle bu tekniği sıklıkla tercih ettiklerini vurguluyor. Geleneksel yöntemlerde sıkça uygulanan korse kullanımı veya vida takılması gibi ilave uygulamalara da genellikle gerek kalmadığını ifade ediyor.
Prof. Dr. Çavuşoğlu, ameliyat sürecini şöyle özetliyor:
“Operasyon süresi genellikle 2 ila 4 saat arasında değişiyor. Ameliyattan yaklaşık 3 saat sonra hasta ayağa kaldırılıyor ve istenirse 5 saat sonra taburcu edilebiliyor. Bu işlemde dikiş kullanılmadığı için, sadece iki gün sonra pansuman çıkarılarak hasta rahatlıkla banyo yapabiliyor. Ameliyat sonrası yürüme, oturma ve merdiven inip çıkmak serbest. Ancak iki hafta boyunca 20 dakikayı aşan oturmalardan kaçınılmasını öneriyoruz. 15 günün ardından ise özel olarak hazırlanan egzersiz programı uygulanmaya başlanıyor.”
Bu yeni nesil cerrahi yaklaşım sayesinde, hastalar hem kısa sürede normal yaşantılarına dönebiliyor hem de iyileşme sürecini daha konforlu ve güvenli şekilde geçirebiliyor.
