Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanlarından Enflasyon Sonrası “Kalıcı Ücret Reformu” Çağrısı

Sağlık ve sosyal hizmet alanında görev yapan çalışanların uzun süredir gündeminde bulunan ücret adaleti, teşvik ve ek ödeme sistemi ile emeklilik döneminde yaşanan gelir kayıpları yeniden gündemin önemli başlıkları arasında yer aldı. TÜİK’in Temmuz 2026 enflasyon verilerini açıklamasıyla birlikte memur ve emeklilerin 2027 Ocak döneminde alacağı zam oranına ilişkin beklentiler de şekillenmeye başladı. Açıklanan verilere göre tüketici enflasyonu Temmuz ayında aylık yüzde 1,78, yıllık bazda ise yüzde 31,75 olarak gerçekleşti. Mevcut beklentiler doğrultusunda memur ve memur emeklileri için enflasyon farkı dahil yaklaşık yüzde 7,78 oranında bir artış öngörülüyor.

Yaşam maliyetlerindeki yükseliş, farklı kurumlarda uygulanan değişken ödeme modelleri ve çalışma koşullarındaki belirsizlikler, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının ekonomik beklentilerini yeniden gündeme taşıyor. Çalışanlar açısından ücretlerin yanı sıra emekliliğe yansıyan kazançların da önem taşıdığı belirtilirken, geçici düzenlemelerin yerine uzun vadeli ve sürdürülebilir çözümler oluşturulması yönündeki beklenti öne çıkıyor.

Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yaşadığı ekonomik ve özlük haklarıyla ilgili sorunların dönemsel iyileştirmelerle çözülemeyeceğine dikkat çekti. Akarken, çalışanların hak kayıplarının giderilmesi için kapsamlı ve kalıcı bir ücret ve özlük hakları reformuna ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Teşvik sistemi çalışanı desteklemek yerine karmaşık bir hesaplama modeline dönüştü

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının gelirlerinde önemli bir yere sahip olan ödeme ve teşvik sistemlerinin zaman içinde daha karmaşık bir yapıya dönüştüğünü ifade eden Özlem Akarken, özellikle teşvik ek ödemelerinde kurum hedef katsayısı ve bireysel hedef katsayısı gibi uygulamaların çalışanların gelir öngörüsünü azalttığını söyledi.

Akarken, “Sağlık ve sosyal hizmet alanında çalışanlar insan hayatına ve toplumun en hassas kesimlerine yönelik büyük bir sorumluluk taşıyor. Ancak bugün geldiğimiz noktada çalışanlarımız emeğinin karşılığını karmaşık hesaplama sistemleri içerisinde aramak zorunda kalıyor. Beklentimiz; çalışanı belirsizliğe sürükleyen formüller değil, emeği esas alan, adil, güvenceli ve öngörülebilir bir ücret sistemidir.” dedi.

Teşvik ve ödeme modellerinin sadeleştirilmesi gerektiğini belirten Akarken, çalışanların temel gelirlerinin güvence altına alınması çağrısında bulundu.

Aile hekimliği uzmanlığı ödeme sisteminde gerçek karşılığını bulmalı

Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesinde aile hekimliği uzmanlarının kritik rol üstlendiğini belirten Akarken, uzmanlık eğitiminin mevcut ödeme sisteminde yeterince karşılık bulmadığını ifade etti.

Aile hekimliği uzmanlarının kronik hastalıkların takibi, koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, gereksiz hastane başvurularının azaltılması ve etkili sevk sisteminin oluşturulmasında önemli sorumluluk taşıdığını belirten Akarken, ödeme politikalarının bu sorumluluğu dikkate alması gerektiğini belirterek, “Aile hekimliği uzmanlığı yalnızca bir unvan olarak görülmemeli. Yıllar süren uzmanlık eğitimi, üstlenilen sorumluluk ve toplum sağlığına yapılan katkı ödeme sisteminde mutlaka karşılığını bulmalıdır. Sağlık hizmetlerinin güçlenmesi, uzmanlığı değersizleştirerek değil; emeği ve eğitimi ödüllendirerek mümkün olabilir.” diye konuştu.

Sosyal hizmet çalışanları 24 saat esaslı çalışma koşullarında hak kaybı yaşıyor

Sosyal hizmet alanında görev yapan çalışanların da önemli sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Özlem Akarken, yatılı sosyal hizmet kurumlarında görev yapan öğretmen, sosyal hizmet uzmanı, sosyal çalışmacı ve destek personelinin 24 saat esaslı çalışma düzeninde önemli sorumluluk üstlendiğini ifade etti.

Hizmet gereği yapılan fazla mesailerin birçok kurumda karşılığının verilmediğini belirten Akarken, sosyal hizmet çalışanlarının ödeme kalemleri ve özlük haklarında düzenleme yapılması gerektiğini söyleyerek, “Sosyal hizmet kurumlarında görev yapan çalışanlarımız, toplumun en hassas kesimlerine yönelik çok önemli bir görev yürütüyor. 24 saat esaslı çalışma düzeninde hizmet verirken yapılan fazla mesailer kimi zaman izinle, kimi zaman ücretle karşılık bulamıyor. Yataklı kurum niteliğinde hizmet sunulmasına rağmen ek ödeme ve tazminat konusunda önemli eksiklikler bulunuyor. Görülmeyen her risk büyür, duyulmayan her ihtiyaç birikir. Önleyici çalışmaların güçlenmesi ve çalışanların haklarını koruyan ücret politikalarının oluşturulması, sosyal hizmetlerin kalitesini de yükseltecektir.” dedi.

Çalışırken alınan gelir ile emekli aylığı arasındaki fark büyüyor

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının emeklilik döneminde yaşadığı gelir kaybına da dikkat çeken Akarken, maaşların önemli bölümünü oluşturan ek ödemelerin prime esas kazanca tam olarak yansımamasının uzun vadede çalışanların aleyhine sonuçlar doğurduğunu söyleyerek, “Bir çalışanın bugün aldığı ücret ile emeklilikte bağlanan aylık arasında büyük bir fark oluşuyor. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının alın teri yalnızca bugününü değil, geleceğini de güvence altına almalıdır.” dedi ve prime esas kazanç sisteminin çalışanların gerçek gelirlerini yansıtacak şekilde yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.

Enflasyon farkı kayıpları karşılamaya yetmiyor, refah payı gerekiyor

TÜİK’in açıkladığı Temmuz 2026 enflasyon verileri sonrasında memur ve memur emeklilerinin 2027 Ocak dönemine ilişkin zam beklentileri de gündeme gelirken, SAHİM-SEN sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının ekonomik koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini belirtti.

Yalnızca enflasyon farkının çalışanların yaşadığı kayıpları telafi etmeye yetmeyeceğini ifade eden Akarken, “Enflasyon farkı yeni bir kazanım değil, geçmiş dönemde yaşanan kaybın telafisidir. Kamu çalışanlarının yaşam koşullarını dikkate alan refah payı uygulamasına ihtiyaç vardır.” dedi.

Güçlü sağlık ve sosyal hizmet sistemi, hakları korunan çalışanlarla mümkün

SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, sağlık ve sosyal hizmet sisteminin sürdürülebilirliği için çalışanların ekonomik ve mesleki haklarının güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları ayrıcalık istemiyor. İstedikleri; yaptıkları işin, aldıkları eğitimin ve taşıdıkları sorumluluğun karşılığını veren adil bir sistem. Sağlık ve sosyal hizmetlerin kalitesi, çalışanların kendini güvende hissetmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Kalıcı çözüm; emeği esas alan, emekliliğe yansıyan ve öngörülebilir bir ücret düzenidir.” açıklamasını yaptı.