Tatilde Kalbinizi Zorlayan Sessiz Risk: Tatil Kalbi Sendromu
Tatil dönemlerinde değişen yaşam alışkanlıkları yalnızca günlük rutini değil, kalp ritmini de etkileyebiliyor. Düzensiz uyku, aşırı yemek tüketimi, yetersiz sıvı alımı, stres ve yoğun fiziksel aktiviteler, daha önce herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmayan kişilerde bile geçici ritim bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Uzmanlar, “Tatil Kalbi Sendromu” olarak adlandırılan bu tablonun özellikle yaz aylarında ve uzun tatillerde daha sık görüldüğüne dikkat çekiyor.
Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, tatil kalbi sendromunun en yaygın belirtisinin, kalbin düzensiz ve çoğu zaman hızlı atmasına neden olan atriyal fibrilasyon olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koylan, uzun süre devam eden çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı veya bayılma gibi belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.
Çoğunlukla önlenebilir bir durum olan tatil kalbi sendromunun yalnızca ileri yaş grubunu ya da kalp hastalarını değil, daha önce kalp problemi yaşamamış sağlıklı bireyleri de etkileyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Koylan, riski azaltmak için günlük yaşam alışkanlıklarına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Yeterli miktarda su tüketilmesi, düzenli uyku düzeninin korunması, aşırı kafein ve enerji içeceği tüketiminden kaçınılması, ağır ve yağlı öğünler yerine dengeli beslenilmesi ile sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivitelerin sınırlandırılmasının koruyucu önlemler arasında yer aldığını belirtti. Ayrıca mevcut kalp hastalığı bulunan kişilerin tedavilerini aksatmaması ve ilaçlarını düzenli kullanmasının da olası ritim bozukluklarının önlenmesinde önemli rol oynadığını ifade etti.
Uykusuzluk ve stres kalbi zayıflatıyor
Düzensiz uyku, yoğun fiziksel ve duygusal stres, susuz kalma ve geç saatlere kadar süren eğlence programları bir araya geldiğinde kalbin elektriksel dengesini bozarak ritim bozukluklarına zemin hazırlayabilir diyen Koylan, “Uykusuzluk ve stres adrenalin düzeylerini artırarak kalbi daha hassas hale getirir. Susuz kalmaya bağlı elektrolit dengesizliklerinin de bu tabloya eklenmesiyle, özellikle kalbin düzensiz ve çoğu zaman hızlı atmasına yol açan atriyal fibrilasyon gibi ritim bozukluklarının görülme riski belirgin şekilde artabilir. Bu nedenle tatil dönemlerinde yeterli uyumak, bol su içmek ve vücudu aşırı zorlamaktan kaçınmak kalp ritmini korumak açısından kıymetli” dedi.
Soğuk terleme alarm olabilir
Tatil kalbi sendromunda en sık görülen belirtilerden bahseden Koylan, “Ani başlayan çarpıntı, kalp atışlarının düzensiz veya çok hızlı hissedilmesi, nefes darlığı, baş dönmesi, halsizlik ve göğüste rahatsızlık en yaygın karşılaşılan semptomlar arasında. Bazı kişilerde bu yakınmalar kısa sürede kendiliğinden düzelebilse de çarpıntının uzun sürmesi, göğüs ağrısı, bayılma veya bayılacak gibi olma, şiddetli nefes darlığı ya da soğuk terleme gibi bulgular ciddi bir ritim bozukluğuna veya kalp krizine işaret edebilir. Bu durumda zaman kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması, erken tanı ve tedavi açısından büyük önem taşır” şeklinde konuştu.
Belirtilerden önceki tetikleyiciler belirlenmeli
Tanı sürecinde öncelikle belirtilerin ne zaman başladığı ve son günlerde aşırı alkol tüketimi, uykusuzluk, yoğun stres veya susuz kalma gibi tetikleyicilerin bulunup bulunmadığın değerlendirilmesi gerektiğini açıklayan Koylan, “Fiziki muayenenin ardından ritim bozukluğunun türünü belirlemek için elektrokardiyografi yani EKG çekilir. Gerekli durumlarda 24–48 saatlik Holter ritim kaydı, kan testleri, elektrolit düzeyleri, tiroit fonksiyonları ve kalp kası hasarını değerlendiren incelemeler yapılabilir. Ekokardiyografi ile kalbin yapısal olarak sağlıklı olup olmadığı da araştırılır. Tatil kalbi sendromu tanısı; ritim bozukluğunun geçici bir tetikleyicinin ardından ortaya çıkması, altta yatan yapısal bir kalp hastalığının saptanmaması ve uygun tedaviyle ritmin düzelmesiyle konabilir. Kalıcı ritim bozukluğu veya yapısal kalp hastalığı bulunan kişilerde ise daha kapsamlı değerlendirme ve uzun süreli takip gerekebilir” dedi.
