Türkiye’de Antidepresan Kullanımı Artıyor: Her İki Kişiden Biri Kullanıyor!

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye’de ruh sağlığının giderek daha fazla fark edildiğini belirtiyor. Günümüzde Türkiye’de her iki kişiden birinin antidepresan kullandığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, bu oranın son 10 yılda yüzde 50 oranında arttığını vurguladı. Bu veriler, ülkemizde çözülmesi gereken büyük bir ruhsal sağlık sorunu olduğuna işaret ediyor.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ruh sağlığı hizmetlerinin Türkiye’de daha çok hastalıklara yönelik tedavi sunma odaklı olduğunu, ancak dünya genelinde toplumları koruyacak sağlık hizmetlerinin hastalık tedavisinden daha önemli hale geldiğini ifade etti. Ruh sağlığını korumanın bireysel çaba gerektirdiğini ve bunun toplumda daha geniş bir farkındalık yaratılmasının gerektiğini söyledi.

Ruhsal iyilik hali için bireysel çabanın ve toplumda ruh sağlığının öneminin arttırılmasının kritik olduğuna değinen Tarhan, ruh sağlığını koruma adına daha erken tedbirlerin alınmasının gerektiğini belirtti.

Ruh Sağlığı Eğitimini Yaygınlaştırarak Okuryazarlığı Artırmalıyız!

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ruh sağlığını ve ruhsal hastalıkları tanımanın büyük bir önem taşıdığını belirtiyor. Bu farkındalık, ruhsal bozuklukların ve psikiyatrik hastalıkların hangi risk faktörlerinden etkilendiğini anlamayı sağlar. Tarhan, ayrıca kişinin kendi kendine nasıl yardım edebileceğini veya profesyonel yardım arayışında doğru bilgilere ve inançlara sahip olup olmadığını sorgulamanın önemli olduğunu vurguladı.

Ruh sağlığını tanımanın, sağlıklı bir bireyin özelliklerini bilmekle başladığını ifade eden Tarhan, bireylerin ruhsal iyilik halini korumak için hem bilgi hem de beceri kazanmasının gerekliliğine dikkat çekti. Sağlıklı bir yaşam için ruh sağlığı konusunda bilinçli olmak ve doğru adımlar atmak, kişisel gelişim ve iyileşme sürecinde kritik rol oynar.

Stresle Başa Çıkmakta Zorluk Çekmek, Ruh Sağlığını Olumsuz Etkileyebilir!

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üretkenlik ve verimlilik eksikliğinin günümüzde ruh sağlığı sorunlarının önemli belirtileri arasında sayılabileceğini belirtiyor. Tarhan, stresle başa çıkamamanın veya stresten kaçınmanın ruh sağlığının bozulduğuna işaret edebileceğini vurguladı.

Günümüzde maddi refahın arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, ancak psikolojik sorunların aynı hızla azalmadığını söyledi. Küresel ölçekte artan stres seviyesi ve yaşamın zorlukları, ruh sağlığı sorunlarını daha da belirgin hale getiriyor. Bu durum, ruhsal iyilik hali için önlem almayı ve stresle başa çıkma stratejilerini geliştirmeyi önemli kılıyor.

Modern Sistem, İnsanları Psikolojik ve Manevi Açıdan Tatminsiz Kılıyor!

ABD’de yapılan araştırmalara göre, son 50 yılda gayri safi milli hasıla yaklaşık yüzde 300 artmış olsa da mutluluk oranının düşüş gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:

“Bu durum, modern sistemin insanları fiziksel ve maddi olarak zenginleştirirken psikolojik ve manevi anlamda mutlu ve huzurlu kılmadığını gösteriyor. Bu konu üzerine birçok araştırma ve inceleme yapılıyor. Çeşitli bilim dalları da bu sorunun çözümüne katkıda bulunmak amacıyla ortaya çıktı; örneğin, pozitif psikoloji bunlardan biridir. Harvard Üniversitesi 2015’te pozitif psikoloji dersini müfredatına ekledi. Bu ders, öğrencilerin yalnızca eksikliklerini gidermekle kalmayıp, aynı zamanda daha üretken, verimli, kendileriyle barışık ve içsel dengede olmaları için gereken zihinsel ve sosyal yatırımları yapmalarına yardımcı oluyor. Yale Üniversitesi de 2018’de benzer bir ders sundu ve 2021’de bu dersi halka açtı. Pandemi döneminde bu derse 3,5 milyon kişi katıldığı için New York Times bunu haber yaptı. Benzer bir ders 2019’da Bristol Üniversitesi tarafından sunulmaya başlandı.”

Türkiye’de Öncü Adım: Üsküdar Üniversitesi’nden Yeni Bir Başarı

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi’nin 2013 yılında ruh sağlığını güçlendirmeyi hedefleyen dersleri tüm öğrencilere sunarak Türkiye’de öncülük ettiğini belirtti. Bu ders, birincil koruma olarak adlandırılan ruh sağlığı güçlendirme hedefiyle öğrencilere yaşam kalitesini artırma, mutluluğu sağlama, sağlıklı iletişim kurma, problem çözme ve stresle başa çıkma becerileri kazandırıyor.

Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerden alınan geri bildirimlerle dersin olumlu etkilerinin ortaya çıktığını vurguladı. Öğrenciler, “Babamla ilişkim düzeldi” veya “Madde kullanıyordum, bıraktım” gibi ifadelerle bu dersin yaşamlarında yarattığı olumlu değişimleri paylaşıyor. Bu tür dersler, dünya çapında ruh sağlığı sorunlarına çözüm üretme çabalarının bir parçası olarak büyük önem taşıyor.

Türkiye’de Antidepresan Kullanımı Alarm Veriyor: Her İki Kişiden Biri

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ruh sağlığının toplumda giderek daha fazla fark edildiğini belirtti. Ancak, Türkiye’deki ruh sağlığı hizmetlerinin çoğunlukla hastalığa yönelik tedavi sunumuyla sınırlı kaldığını vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, dünya genelinde ise sağlığı koruma odaklı sağlık politikalarının, hastalıkları tedavi etmekten daha önemli hale geldiğini ifade etti.

Türkiye’de 2011 yılında ruh sağlığı politikalarının yayınlandığını hatırlatan Tarhan, bu politikaların kapsamlı olduğunu ancak özellikle bağımlılık alanında uygulamada yeterince başarı sağlanamadığını belirtti. Tarhan, günümüzde Türkiye’de her iki kişiden birinin antidepresan kullandığını ve bu oranının son 10 yılda %50’nin üzerinde arttığını söyledi. Bu durum, çözülmesi gereken büyük bir sorunun işareti olarak kabul ediliyor.

Prof. Dr. Tarhan, ruh sağlığı sorunlarının kök nedenlerinin doğru tespit edilmesinin önemine dikkat çekerek, çözüm odaklı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurguladı.

Bağımlı Kişilerin Çoğu, Kriminal Etkilerle Karşılaşıyor!

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bağımlılığın küresel çapta artan bir sorun olduğunu ancak Türkiye’de bu artışın çok daha çarpıcı seviyelere ulaştığını belirtti. Tarhan, bağımlı kişilerin çoğunun aynı zamanda kriminal davranışlar sergileyerek suç işleyen bireyler olarak değerlendirildiğini ifade etti. Ancak, bu kişilere yalnızca ceza vermek yerine rehabilitasyon fırsatlarının sunulmasının çok daha önemli olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Tarhan, bağımlı kişilerin “hasta mı, suçlu mu” olduklarına karar verilmesi gerektiğini vurguladı. Eğer bağımlılık bir hastalık olarak tanımlanıyorsa, bu kişilerin rehabilitasyon merkezlerinde tedavi edilmesinin suç potansiyelini azaltabileceğini ve pişmanlık hissini artırabileceğini söyledi. Bu yaklaşımla, bağımlı bireylerin topluma daha iyi uyum sağlamasının mümkün olabileceğini belirtti.

Türkiye’de Henüz Bir Ruh Sağlığı Yasası Bulunmuyor!

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gelişmiş ülkelerin ruh sağlığı sorunlarına yönelik çözüm ürettiğini ancak Türkiye’de henüz bir ruh sağlığı yasasının olmadığını vurguladı. Tarhan, bu konuda zaman zaman gündeme gelen yasal düzenlemelerin anlaşılmayan sebeplerle ertelendiğine dikkat çekerek, ruh sağlığı derneklerinin bu sürece yapıcı bir şekilde katkı sağlamadığını belirtti.

“Ruh sağlığı dernekleri genellikle meseleyi ideolojik bir bakış açısıyla ele alıyor ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemiyor” diyen Prof. Dr. Tarhan, eleştirinin de iki türü olduğunu ifade etti. Birincisi, ideolojik temelli, nefret duygularıyla yapılan eleştirilerin çözüm getirmediğini belirtti. İkincisi ise yapıcı eleştirilerin, içinde yardım ve şefkat barındırarak daha iyi bir çözüm sunma amacı taşıdığını söyledi.

Tarhan, karar vericilerin bu tür yapıcı eleştirileri dikkate alması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, Türkiye’de bağımlılıkla ilgili mevcut politikaların yeterli sonuç vermediğini belirterek, bu politikaların yeniden gözden geçirilmesi ve yeni alternatiflerin üretilmesi gerektiğini ifade etti.

Çocukların Davranışlarını İncelerken Kendi Tavırlarımızı Sorgulamalıyız!

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ruh sağlığını güçlendirecek projelere duyulan ihtiyacının altını çizdi. Tarhan, bu tür projelerin aileye ve bireye doğrudan dokunarak onların ruh sağlığını iyileştirmeye yönelik olması gerektiğini belirtti. Bu sayede toplumsal iyilik halinin sağlanabileceğine vurgu yaptı.

Tarhan, toplum olarak liderlerin davranışlarını örnek aldığımızı, bu yüzden liderlerin hem iyi hem de kötü yönlerini içselleştirdiğimizi ifade etti. Anadolu’da sıklıkla kullanılan “Balık baştan kokar” atasözüne atıfta bulunarak, aile içindeki rol modellerin önemine değindi. Özellikle anne ve babaların iyi birer rol model olamaması durumunda çocukların kötü örnekleri benimseme eğiliminde olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Tarhan, çocukların davranışlarını eleştirirken aslında kendimize dönüp bakmamız gerektiğini belirtti. Anne ve baba olarak, önce kendimizi değerlendirip hatalarımızı kabul ederek çözüm yollarına odaklanmamız gerektiğini vurguladı.

Ruhsal Sağlığı Güçlendirmek İçin Bireysel Çabaların Önemi

Prof. Dr. Tarhan, ruhsal iyilik halini geliştirmek için bireysel çaba göstermek gerektiğini belirtti. “Daha iyi bir yaşam sürmek ve mutlu olmak için kitap okumak, araştırmak ve kendimizi geliştirmek adına çeşitli faaliyetlerde bulunmak önemlidir,” dedi. Ancak, sadece hedonistik eğlencelere odaklanmanın zaman ve enerji kaybına yol açabileceğini vurgulayan Tarhan, “Günlük yaşamda psikolojik olarak eğlenceye %10-20 oranında ihtiyaç duyarız, fakat tüm günümüzü eğlenceye ayırmak sürdürülebilir bir yaklaşım olmaz,” şeklinde konuştu. Akıllı bireyler, geleceğe yatırım yapar ve kendilerini sürekli olarak geliştirir.

Mevcutla Yetinmek: Gerçek Zenginliğin Anahtarı

Prof. Dr. Tarhan, modernizmle birlikte yükselen beklentilerin ve şükürsüzlük duygusunun ruh sağlığını nasıl etkilediğine dikkat çekti. Tarhan, “Modernizm, tüm dünyada beklentileri artırmış durumda. Bu artan beklentiler, insanların sahip olduklarının kıymetini anlamamalarına yol açtı. Kanaat ve yetinme duygusu azalırken, asıl zenginlik çok şeye sahip olmak değil, mevcutla yetinebilmekte gizlidir. Mevcutla yetinen kişi gerçek anlamda zengindir. Elinden gelenin en iyisini yapar, sahip olduklarıyla mutlu olur, fakat daha fazlası için çalışmaktan vazgeçmez. Hem huzurlu olabilir hem de başarıya ulaşabilir. Ruh sağlığımızı koruyarak iş hayatında başarılı olmanın formülü de budur. Ruh sağlığını korumak, hayattan elini eteğini çekmek anlamına gelmez. Mevlana’nın dediği gibi, ‘Halk içinde Hak ile beraber olmak’ mümkündür. İçsel huzuru koruyarak, insanlarla iç içe bir yaşam sürmek ve kendimizle barışık kalmak da mümkündür” ifadelerini kullandı.

Sağlam İnançlar, Kötülüğe Karşı Hayır Deme Yeteneğini Artırır!

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hak” kavramının iki anlam taşıdığını belirtti. Bunlardan biri doğruluk ve adalet, diğeri ise yaratanla olan bağı ifade eder. Tarhan, “Bu iki duyguyu kaybetmeyen bir kişi, hesap verme duygusuna sahip olur. Kötülük yapmayı düşündüğünde, vicdanını sorgular. Eğer inançlarına rağmen yalan söylemek veya yolsuzluk yapmak istiyorsa, vicdanı onu uyarır. Bu durumda kişi, nefsini mi yoksa yaratan karşısındaki sorumluluğunu mu dinlediğini sorgulamalıdır” dedi.

Tarhan, sağlam inançların kötülüğe karşı durmayı mümkün kıldığını vurgulayarak, “Sağlam inançları olan bireyler, kötülüğe hayır diyebilir” şeklinde konuştu. Dünyada psikiyatri alanının, kötülüğü tanıma adına önemli çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, adli psikiyatri birimlerinin 2000’li yıllarda geliştirdiği “Depravity Scale” adlı ölçeğin, bencillik ve empati eksikliklerinin kötücül davranışlara yol açtığını gösterdiğini söyledi. Bu araştırmalar, bencilliğin arttığı dönemlerde suç işleme eğilimlerinin de yükseldiğini ortaya koyuyor. Empati eksikliği, acıma ve merhamet duygularının yokluğu gibi etkenlerle birleşen kibirli ve merkezcil bir bakış açısının suç eğilimlerini arttırdığını ifade etti. Tarhan, bu olumsuz duyguların terbiye edilmesinin ruh sağlığını korumanın en önemli adımı olduğunu sözlerine ekledi.

Amacım, Sadece Tedavi Değil, Ruh Sağlığını Güçlendirmek!

Prof. Dr. Tarhan, 2000’li yıllardan bu yana mutluluk bilimi, duyguların psikolojisi ve değerler psikolojisi gibi alanlarda birçok kitap yazdığını belirtti. Tarhan, “Amacım yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, aynı zamanda insanları daha sağlıklı ve bilinçli hale getirmek. Bir rahmetli hocam, yazdıklarımın hastaları azaltacağını söylemişti. Bu yaklaşımı birincil koruma olarak görüyorum. Yani, insanların hasta olmadan önce bilinçlenmesini sağlamak için çalışıyorum” dedi. Prof. Dr. Tarhan, ruh sağlığının korunması açısından sadece uzmanların değil, her bireyin sorumluluk taşıdığını vurgulayarak, “Her annenin, her babanın, her yöneticinin ve her karar vericinin önce kendi nefsini sorgulaması ve çevresine iyi bir örnek olması çok önemli. Herkes, ruh sağlığının korunması konusunda üzerine düşeni yerine getirmelidir” şeklinde sözlerini tamamladı.