Kişiselleştirilmiş Risk Değerlendirmesinde Genetik ve Epigenetik Yaklaşım Öne Çıkıyor!

Genetik testler, uzun yıllardır hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir yöntem olarak kullanılıyor. Ancak bilim insanları zamanla yalnızca hangi genlere sahip olduğumuzun değil, bu genlerin nasıl çalıştığının ve çevresel faktörlerden nasıl etkilendiğinin de büyük önem taşıdığını fark etti. Bu noktada son yıllarda giderek daha fazla konuşulan bir alan öne çıkıyor: epigenetik. Başka bir deyişle sağlığımızı belirleyen faktör yalnızca genlerimiz değil, o genlerin ne zaman ve hangi koşullarda aktif hale geldiği.

Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerden elde edilen verilerin epigenetik bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde çok daha kapsamlı bir anlam kazandığını belirtiyor. Turanlı, “Doğduğumuz andan itibaren belirli genetik yatkınlıklarla dünyaya geliyoruz. Ancak bu yatkınlıkların sağlık üzerindeki etkisini şekillendiren en önemli mekanizmalardan biri epigenetik düzenlemelerdir” diyor.

Uzun ve sağlıklı bir yaşamın sırrı yalnızca DNA diziliminde gizli değil. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi, stres, uyku düzeni ve çevresel faktörler genlerin çalışma biçimini etkileyebiliyor. Bu noktada epigenetik mekanizmalar devreye giriyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı konuyu şöyle açıklıyor: “Genetik yapımız büyük ölçüde sabit olsa da epigenetik süreçler genlerin açılıp kapanmasını düzenleyen bir sistem gibi çalışır. Bir genin aktif ya da baskılanmış olması sadece DNA dizisiyle belirlenmez. Epigenetik mekanizmalar, yaşam boyunca genlerin nasıl işlev göreceğini yöneten dinamik ve doğal süreçlerdir. Bu düzenlemeler büyüme, gelişim ve hücrelerin farklı görevler üstlenmesi gibi birçok biyolojik olayın temel bir parçasıdır.”

Günümüzde pek çok kronik hastalığın multifaktöryel, yani hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığı biliniyor. Kanser, kalp ve damar hastalıkları, nörolojik ve nöropsikiyatrik rahatsızlıklar ile bağışıklık sistemiyle ilişkili birçok hastalık bu gruba dahil ediliyor. “Risk genlerimiz olduğu gibi koruyucu genlerimiz de var” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik risk skorlarının günümüzde çok daha ayrıntılı biçimde hesaplanabildiğini ancak bu risklerin hastalığa dönüşmesinde epigenetik düzenlemelerin önemli rol oynadığını vurguluyor.

Turanlı’ya göre bir bireyde hastalıkla ilişkili genetik bir varyantın bulunması, mutlaka o hastalığın ortaya çıkacağı anlamına gelmiyor. Genlerin nasıl çalışacağı; epigenetik düzenlemeler, yaşam tarzı ve çevresel etkileşimlerin birleşimiyle şekilleniyor. Beslenme alışkanlıkları, stres seviyesi, uyku düzeni, sigara kullanımı ve çevresel maruziyetler genlerin işleyişini etkileyerek biyolojik risklerin ortaya çıkma olasılığını artırabilir ya da azaltabilir. Bu nedenle genetik ve epigenetik verilerin birlikte değerlendirilmesi, kişiye özel risk analizlerinin geleceğinde önemli bir rol oynuyor.

Hastalık Riskini Bilmek Önemli 

Günümüzde genetik analizlerle; kalp-damar sağlığına ilişkin yatkınlıklar, bazı kanser türleri için risk profilleri, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklara genetik eğilimler ve bağışıklık sistemiyle ilişkili risk göstergeleri değerlendirilebiliyor. Ancak artık yalnızca “Hangi genetik varyantları taşıyoruz?” sorusu değil, “Bu genler nasıl ve ne düzeyde çalışıyor?” sorusu da önem kazanıyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı epigenetik analizler sayesinde hücre düzeyinde biyolojik yaşlanma göstergeleri, hücresel stres yanıtları ve bazı hastalık süreçlerinin erken izlerinin saptanabildiğine dikkat çekiyor: “Örneğin 10 yıl sonra Parkinson hastalığına yakalanma riskinizin olduğunu bilmek, hastalığı tamamen engelleyeceğiniz anlamına gelmez; fakat zihinsel aktiviteyi artırmak, beslenmeyi düzenlemek, egzersiz yapmak gibi epigenetik etkisi olan yaşam değişiklikleriyle süreci yavaşlatma şansınız olabilir”… 

Artık Kişiye Özel Tıp Gündemde 

Geleceğin tıbbı artık tedavi edici olmaktan çok önleyici ve kişiselleştirilmiş bir yapıya evriliyor. Bu süreçte tıp, genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik ve bilgisayar bilimleri bir araya gelerek disiplinler arası bir yaklaşım geliştiriliyor. Özellikle kanser tedavisinde kullanılan “akıllı ilaçlar”, tümörün moleküler ve genetik özelliklerine göre belirleniyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kanser hücresinin hangi moleküler yolağı kullandığını analiz ederek, o yolu hedefleyen ilaç seçilebiliyor. Üstelik yalnızca tümörün genetiği değil, hastanın ilaca nasıl yanıt vereceği de genetik ve epigenetik belirteçlerle öngörülebiliyor” diyor.

Bu yaklaşım sadece kanserle sınırlı değil. Bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler ve psikiyatrik ilaçlar için de farmakogenetik testler sayesinde kişiye en uygun doz ve ilaç seçimi yapılabiliyor.

Kimler Genetik Test Yaptırmalı

Tek gen hastalıklarında, hastalıkla güçlü şekilde ilişkili bir patojenik varyantın taşınması durumunda klinik tablonun ortaya çıkma olasılığı oldukça yüksek. Bu nedenle ülkemizde ve birçok ülkede bazı tek gen hastalıkları için yenidoğan tarama programları uygulanıyor; ayrıca evlilik öncesi veya gebelik planlaması döneminde taşıyıcılık taramaları (örneğin SMA için) yapılıyor. Buna karşılık kronik ve çok faktörlü hastalıklarda genetik yapı tek başına belirleyici olmadığı için toplum genelinde yaygın tarama programları bulunmuyor. Ancak ailesinde birden fazla kanser olgusu olanlar, erken yaşta kalp-damar hastalığı görülen bireyler ve nörolojik hastalık öyküsü bulunan aileler için genetik danışmanlık ve uygun genetik analizler önerilebiliyor. 

Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki yıllarda genetik ve epigenetik analizlerin daha erişilebilir hale geleceğini belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:

“Önümüzdeki 10 yıl içinde, yalnızca hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanan bir yaklaşımdan; riskleri daha erken dönemde değerlendirmeyi ve yönetmeyi hedefleyen bir sağlık modeline doğru bir dönüşüm görebiliriz. Genetik ve epigenetik veriler sayesinde özellikle bazı kronik hastalıklarda risklerin daha erken yaşlarda fark edilmesi ve uygun yaşam düzenlemeleriyle sürecin daha yakından izlenmesi mümkün olabilir”…

Hedef Sağlıklı Yaşlanmak 

Yaşam süresi uzuyor; ancak asıl mesele sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmek. “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik ve epigenetik analizlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahip olduğunu da vurguluyor. Sonuç olarak, geleceğin tıbbında yalnızca DNA haritamız değil; bu bilginin nasıl yorumlandığı, genlerin hangi koşullarda nasıl çalıştığı ve yaşam biçimimizin bu süreci nasıl etkileyebileceği giderek daha fazla önem kazanacak.