''Hastalık Hastalığı'' Neden Olabilir?

Vücudunuzda meydana gelen en küçük bir ağrı bile sizi ciddi bir hastalığa yakalanma korkusuna sürüklüyor mu? Sürekli olarak bedeninize odaklanıyor, sıkça nabzınızı ya da kalp atışlarınızı kontrol ediyor musunuz? Doktorlar yaşadığınız sorunun basit bir hastalık veya anksiyete olduğunu söyleseler de, tanının yanlış olabileceği düşüncesiyle sürekli hastane ve doktor değiştiriyor musunuz? Kendinizi internette hastalık belirtilerini araştırırken buluyorsanız, sosyal hayattan hastalık kapma korkusuyla uzaklaşıyor musunuz? Eğer bu sorunlar size tanıdık geliyorsa, dikkat edin! Covid-19 ve maymun çiçeği virüsü (MPOX) gibi salgınların ardından daha sık karşılaşılan hipokondriyasiz, halk arasında “hastalık hastalığı” olarak bilinen bir durum olabilir!

Hipokondriyazis, bireylerin ciddi bir hastalığa sahip oldukları yönünde aşırı ve gerçek dışı endişe duyduğu bir anksiyete bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Genellikle 20-30 yaşları arasında başlayan bu durum, Türkiye’de her 100 kişiden 5’ini etkilemektedir. Acıbadem International Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, hipokondriyazis hastalarının en basit bedensel belirtileri bile önemli bir sağlık sorunu olarak algıladıklarına dikkat çekiyor.

Çelebi, “Hastalar, ciddi bir sağlık probleminin olduğuna veya olabileceğine dair yoğun bir korku ve kaygı yaşıyorlar. Bu durum, sürekli doktor ziyaretlerine ve gereksiz tıbbi testlerin yaptırılmasına yol açabiliyor. Kaygının en yaygın biçimi, sürekli tekrar eden ve bir türlü ikna olunamayan sağlık şikayetleri olarak kendini gösteriyor. Hastalar, ‘Kesinlikle doktorların bile bulamadığı ve adını koyamadıkları ciddi bir rahatsızlığım var’ şeklinde düşünüyorlar. Bazı hastalarda ise doktor muayenesinden kaçınma eğilimi gözlemleniyor” şeklinde ifade ediyor.

Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, hipokondriyazisin kişinin iş, sosyal ve aile yaşamında ciddi sorunlara yol açabileceğini vurgulayarak, bu durumun psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisi ile tedavi edilebileceğini belirtiyor.

Nefes Alamama Hissi: Kalp Krizi Belirtisi Mi?

Kişinin geçmişinde, kendi yaşamında veya yakın çevresinde ciddi bir hastalık öyküsü bulunması, hipokondriyazisin en yaygın sebeplerinden biridir. Ayrıca, ciddi semptomları olan hastalara bakmak zorunda kalmak ve hastalığın psikolojik ya da fiziksel zorluklarına tanıklık etmek de hipokondriyazis gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra, bazı bireyler genetik olarak bedensel duyumlara karşı daha hassas olabilirler. Tüm bu faktörler, hastaların sık sık “Nefes alamıyorum, acaba kalp krizi mi geçiriyorum?” “Başım ağrıyor, beynimde tümör mü var?” veya “Midem ağrıyor, kesin mide kanseri oldum” gibi endişelerle doktorlara başvurmalarına neden olmaktadır.

Hastalık Belirtilerini İnternette Araştırıyorsanız, Dikkat!

Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, aşağıda belirtilen durumlarla karşılaşan kişilerin mutlaka bir uzmana danışmaları gerektiğini vurguluyor:

  • Vücuttaki  olağan belirtileri (baş ağrısı, midede yanma vs) ciddi bir hastalık olarak yorumlamak. Örneğin, stresten kaynaklanan ve kısa sürede geçebilecek olan baş ağrısının beyin tümörü, felç veya kanser gibi ciddi hastalıkların sinyali olduğunu düşünerek kendine teşhis koymak.
  • Tekrarlayan  şekilde tıbbi muayenelere ve testlere başvurmak, ancak sonuçlardan tatmin olmamak.
  • İnternette  sık sık hastalık belirtilerini araştırmak. 
  • Doktorların verdikleri “sağlıklı” raporlarına rağmen hâlâ hasta olduğuna inanmak. Ayrıca doktorların tanısında yanlışlık olabileceği şüphesiyle ikna olamamak ve sürekli doktor ile hastane değiştirmek. 
  • Hastalık korkusuyla sosyal hayattan uzaklaşmak.

Tedavi Sürecinde Psikoterapinin Önemi

Hipokondriyazis tedavisinde psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisinin oldukça başarılı sonuçlar verdiği belirtiliyor. Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, psikoterapinin bu hastalıkta en sık tercih edilen yöntem olduğunu vurguluyor. Çelebi, “Bilişsel Davranışçı Terapi, hipokondriyazis tedavisinde en etkili yöntemlerden biridir. Bu terapi, bireyin olumsuz düşüncelerini ve hastalıklarla ilgili yanlış inançlarını değiştirmeyi amaçlar. Ayrıca, vücut duyumlarını yanlış yorumlama eğilimini fark etmesine ve bu düşüncelere karşı sağlıklı bir bakış açısı geliştirmesine yardımcı olur. EMDR Terapisi (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Tekniği) ile farkındalık (mindfulness) ve gevşeme teknikleri de anksiyete yönetiminde etkili yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarla hipokondriyazis tedavisinde başarı elde etmek mümkündür” diyor.

Hastalık Kaygısını Yönetmenin 5 İpuçları!

Elbette! İşte “Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, hipokondriyazis ile baş etmenin 5 etkili yolunu şöyle özetliyor:” başlığına alternatif başlıklar:

  • Duygularınızı normalize etmeniz önemli. Bazen vücudumuzda ağrı ve sızlama gibi sorunlar gelişebiliyor. Ancak sorunlar mutlaka ciddi rahatsızlıklardan kaynaklanmıyor.  Dolayısıyla bunu kendinize hatırlatmanız ve normalize etmeniz gerekiyor. Nefes egzersizleri, dikkati odaklama ve bedensel farkındalık pratikleri, kaygınızı yatıştırmada yardımcı olabiliyor.
  • Sadece internetten bulduğunuz bilgilerle kendinize teşhis koymaya çalışmayın. Mesela, hemen hemen her rahatsızlıkta genel bir kaygı gelişebiliyor. Ancak bu kaygılarımızın olması bizim bir psikotik rahatsızlığa (şizofreni, kişilik bozukluğu vs.) sahip olduğumuz anlamına gelmiyor.  Dolayısıyla en sağlıklısı bir hekim muayenesinden geçmektir.
  • Kişisel günlük tutarak kaygılarınızın ne zaman tetiklendiğini ve hangi düşüncelerin tekrarlandığını fark edebilirsiniz. 
  • Mindfulness tekniklerinden faydalanabilirsiniz. Bu yöntem, odak noktanızı değiştirebilmenizi ve anda kalabilmenizi sağlayabiliyor. Kendinizi çok kaygılı hissettiğinizde; göz, burun, kulak, dil ve deriden oluşan 5 duyu organınıza odaklanın. Dokunma, duyma, koku ile tat alma ve görme duyularınızı harekete geçirin. Mesela sahil kenarında yürüyüş yapmak, sevdiğiniz bir yemeği yemek, doğanın kokusuna eşlik edebileceğiniz yerlere gitmek, evcil hayvan sahiplenmek, sevdiklerinize sarılmak, sosyalleşmek gibi.
  • Tüm bunlara rağmen hastalık kaygısıyla başa çıkamadığınızı düşünüyorsanız, güvenilir bir uzmanla (psikolog, psikoterapist, psikiyatrist) düzenli aralıklarla görüşerek kaygılarınızı yönetmeniz, tekrarlayıcı sağlık kontrollerine başvurma isteğinizi azaltabiliyor.