Meme Kanseri Farklılıkları: Tek Bir Hastalık Gibi Tedavi Edilemez!
Dünya genelinde kadın sağlığını tehdit eden en önemli hastalıklardan biri olan meme kanseri konusunda farkındalık oluşturmak için çeşitli çalışmalar devam ediyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Öven, günümüzde meme kanserinin her evresinde tedavi şansı olduğunu vurgulayarak, “Meme kanserinin farklı evreleri için farklı tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Bu nedenle, meme kanserini tek bir hastalık olarak değerlendirmemek önemlidir” dedi.
Her altı kadından birinin yaşamı boyunca meme kanseri riski ile karşılaşabileceği belirtiliyor. İstatistiklere göre, meme kanserindeki artışın nedenlerinden biri, tanı olanaklarının gelişmesidir. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nden Prof. Dr. Öven, “Meme kanseri konusunda artan bilinç ve standartlaşan tarama yöntemleri, bu rakamların yükselmesinde önemli bir rol oynamıştır” şeklinde ifade etti.
Kadın Sağlığında Farkındalık Yoksa, Tanı ve Tedavi Süreci Zorlaşır!
Meme kanseri tedavisinde son yıllarda kaydedilen önemli ilerlemelere rağmen, tedavinin başarıya ulaşması için birçok faktörün bir arada bulunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Öven, konuya dair şu bilgileri paylaştı: “Öncelikle kadınların kendi memeleri hakkında bilinçli olmaları çok önemlidir. Bu, hem erken tanı hem de tedavi sürecinin başarısı açısından kritik bir rol oynar. Kadınlar, tarama yöntemlerini zamanında uygulamalı ve olası bir tanı durumunda hekimleriyle işbirliği içinde hareket etmelidir. Meme kanseri artık kronik bir hastalık olarak kabul ediliyor; bu nedenle kadınlar, hayatları boyunca bir tıbbi onkolog tarafından düzenli olarak izlenmelidir. Ülkemiz, tedavi alanındaki yeniliklerin uygulanması açısından oldukça avantajlıdır. Dünyada geliştirilen tüm yenilikleri takip edebiliyor ve gereken ilaçlara zamanında ulaşabiliyoruz. Sonuç olarak, önemli olan doğru zamanda tanı alabilmektir.”
Moleküler Sınıflamanın Meme Kanseri Tedavisindeki Önemi
Meme kanserinin tedavisinde hastalığın evresinin önemi üzerinde duran Prof. Dr. Bala Başak Öven, “Tümörün boyutu ve yaygınlığı kritik bir rol oynuyor. Boyut büyüdükçe, meme kanserinin yayılma ihtimali de artıyor” dedi. Ayrıca, tedavide moleküler sınıflamanın evre kadar önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Öven, şu şekilde devam etti: “Meme kanserinin tümörleri için tedavi yöntemleri farklılık gösterir. Örneğin, hormon pozitif meme kanseri hastaları, vücuttaki östrojeni baskılayan ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilebiliyor. Özellikle erken evrede tespit edilen hormon pozitif hastalarda, cerrahiden sonra kemoterapiye ihtiyaç duyulmadan yalnızca ağızdan alınan hormonoterapilerle izlenebiliyorlar.
Öte yandan, hormonların negatif olduğu ve “triple negatif” olarak adlandırılan hasta grubunda, hastalık ne kadar erken tespit edilirse edilsin, tümörün boyutu küçük olsa bile mutlaka kemoterapi uygulanması gerektiğini belirtti. Ayrıca, patoloji sonuçlarıyla tespit edilen HER2 pozitif belirteçlerinin varlığı, hastalığın daha agresif seyredeceğini gösteriyor ve bu durumda akıllı ilaçlar devreye giriyor. Sonuç olarak, yalnızca evre değil, patoloji sonuçlarına göre meme tümörleri sınıflandırılarak farklı tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.”
Meme Kanseri: Her Evrede Tedavi İmkanı Bulunan Bir Hastalık
Meme kanserinin her evresinde tedavi olanağı bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bala Başak Öven, “Meme kanserinin tedavisi evreye göre değişiklik gösterir. Bu nedenle, meme kanserini tek bir hastalık olarak değerlendirmek yanıltıcıdır. Her alt tipinin tedavi yöntemleri farklı olduğu için her birini ayrı bir hastalık olarak ele almak önemlidir. Damardan uygulanan akıllı ilaçlar, özellikle metastatik türlerde kemoterapiye ihtiyaç duymadan hastaların uzun süre izlenmesini sağlayan yeni seçenekler sunuyor ve bu seçenekler gün geçtikçe artıyor” şeklinde konuştu.
Meme Kanserinde Başarı: Uzun Sağ Kalım İmkanları
Meme kanserinde hastanın durumuna göre günümüzde mevcut tedavi seçenekleri sayesinde uzun sağ kalım sürelerinin mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öven, şunları ifade etti: “Artık erken evrede ve ameliyat olan hastalarda bile kullandığımız akıllı ilaçlar mevcut. Ağızdan alınan hormonoterapilerle birlikte bu akıllı ilaçların kombinasyonu, hastalığın sıçramalı olmasına rağmen uzun sağ kalımlar elde etmemizi sağlıyor. Erken evre hastalarda ise ameliyat sonrası nüks etme riskini azaltmak da mümkün.
Ayrıca, günümüzde tüm meme kanseri hastalarına genetik inceleme yapılabilmektedir. BRCA1 ve BRCA2 olarak bilinen mutasyonlar, kan testleriyle tespit edilebiliyor. Bu markırların varlığı, yalnızca ailedeki genetik yatkınlığı belirlemekle kalmaz, aynı zamanda bu hastalara uygun tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde de önemli bir rol oynar. Üçlü negatif gruptaki hastalar için de yeni yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu gruptaki hastalar, hem lokal hastalıkta ameliyat öncesinde hem de metastatik durumlarda kemoterapi ile birlikte immünoterapiden faydalanabiliyor. Immünoterapi tedavisi, özellikle üçlü negatif grupta günlük pratikte kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla, hastalarda uzun sağ kalım süreleri mümkün hale gelmektedir.”
Metastaz Riski, Tümör Tipine Bağlı Olarak Farklılık Gösterir!
Meme kanserinde metastaz yapma olasılığını belirleyen en kritik faktörlerden birinin tümör tipi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Öven, “Triple negatif grupta metastaz riski daha yüksekken, hormon pozitif hastalarda bu riskin daha düşük olduğunu biliyoruz. Ancak bu konu oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Genel olarak meme kanseri, artık kronik bir hastalık gibi izlenebilir bir noktaya ulaşmıştır. Özellikle ailesinde meme, prostat veya pankreas kanseri öyküsü bulunan bireylerde genetik yatkınlığa yol açan genlerde bozukluklar olabiliyor. Bu nedenle, bu kişilere mutlaka tarama öneriyoruz” şeklinde konuştu.
40 Yaş ve Üzeri Kadınlar İçin Yılda Bir Mamografi Zorunluluğu
Meme kanserinin erken teşhisi ve başarılı tedavisinde tarama yöntemlerinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bala Başak Öven, 40 yaşından sonra her kadının yılda bir mamografi çektirmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Öven, bu konuda bazı istisnaların bulunduğunu belirterek şunları söyledi: “Ailesinde meme kanseri öyküsü olan kişilerin bu duruma daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Bu bireylerin, öncelikle kendilerini muayene etmeyi alışkanlık haline getirmeleri önemlidir. Ele gelen küçük bir şişlik veya iyileşmeyen ağrısız bir kitle durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır.
Erken yaşlarda meme kanserini tespit etmek için mamografi tek başına yeterli olmayabileceğinden, genetik riski bulunan kadınlara meme MR’ı da önerilebilir. Meme ultrasonu standart bir tarama yöntemi değildir; ancak mamografide genç memelerin yoğunluğu nedeniyle bazı durumlarda ayırt edilemeyebilir. Bu gibi hallerde, ultrason ve mamografi genellikle birlikte kullanılır. Risk artışı gösteren bu grup için, birinci derece akrabalarına meme kanseri tanısı konulduğu yaşta veya daha önce takip ve kontrollerine başlanmalıdır. Örneğin, annesine 30 yaşında tanı konmuşsa, kişinin de 30 yaşında veya 25 yaşında kontrollerini başlatması önemlidir.”
